Yaşayalı çok olmuyor daha ama eskiyi özlüyorum. Zaten 5 yaşımda olsam 2 yaşımı özlerdim gibi geliyor.
Birkaç dostluk, biraz sır, biraz da kendimi kaybettiğim geliyor aklıma bazen. Ya okula giderken baktığım pencerenin camında, ya içtiğim nane limonun tadında ya da dinlediğim şarkının bestesinden ziyade karaladığım kitap kapağında.
İnsan kaybettiklerini düşündükçe kendini de kaybediyor, kaybettiklerinin yanında kazandıklarına bakıp kaybettiklerine karşı yine kaybediyor. Zaten insan, kazanmak pahasına hep kaybediyor. Ben şu dünyada en çok ilkokul arkadaşlarımı kaybettiğime üzüldüm. Bir de, 2. sınıfta öğretmenime mektup yazmıştım, cevap gelmemişti. Ondan sonra yaşadığım hayal kırıklıklarının hiçbiri bu kadar ağır gelmedi. Zaten hiçbiri, attığım mektubun rengi kadar bile canlı değil hafızamda.
Mesela, ilkokulda tanıdığım hiçbir arkadaşımın soyadı yok da aklımda, hepsinin okul numarasını hâlâ ezbere bilirim. Şimdi soyadlarıyla kaydediyoruz telefonlarımıza, sıfat koymuyoruz, nitelemiyoruz. Büyüyoruz, büyüdükçe kaybettiklerimizi daha da büyütüyoruz. Yaşımız büyüyor, biz küçülüyoruz.
Ama insan en çok, ne kaybettiğini bilmediğinde kendini kaybediyor.
Ve insan en çok, kazanmayı öğrendiğinde kaybetmeyi unutuyor.
Böylece insan, kaybettiklerinde kendisi, kazandıklarında başkası oluyor.
Bundan sonra insan, kalktığı yerde ölüyor, vardığı yerde yeniden doğuyor.
En son, insan hiç varolmuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder