25 Ekim 2014 Cumartesi

Yaşamak mı, hayat?

Son zamanlarda hayat kelimesinin her türlü çekimini yaparak yazıyorum, her köşeye. Hayatımın her türlü çekimini yaparak da yaşıyorum. Kelimenin ne anlamı kaldı ne de yaşanacak bir tarafı. Aslına bakarsak kelime hala aynı, hala anlamlı, ben biraz bıktım galiba. Hayat demekten, hayat deyip çile çekmekten bıktım. Yoruldum biraz, biraz da üzgünüm. Mutsuzluk var en başında, en alt köşeye umudumu koymuşum. Her şey bitiyor, umut kalıyor yine, gereksiz hayaller kuruyorum yine bazen, sonra pişmanlıklarım diziliyor tek tek kalbimin en orta yerine. Hayallerimle mutlu olduğum kadar, pişmanlıklarıma ağlıyorum.

Ben çabalamadıkça kimsenin gelip beni kurtarmasını bekleyemem, beklerken dibe çökemem. Ama çırpınacak gücüm yok, desteğim yok. Koskoca bi okyanus ortasında gibi çırpındıkça su yutuyorum, elimi kaldırdıkça daha çok yoruluyorum ama bekleyecek zamanım da yok. Ne yapacağımı bilmeyerek, bilmediğim şeyler yapıyorum. Sonunu göremiyorum, düşünemiyorum. Sınırsız vaktim var ama işime yarayacak vakit çok az. "Ne yapsam pişman olmam" diye düşünürken hareketlerimi sınırlayamıyorum, reflekslerimi tutamıyorum ve durmadan su yutarken daha çok yoruluyorum. Sonunu bilmeden, bekliyorum sadece.

Hayatımızın özeti de bu işte; çırpın, yorul, bekle. Tüm her şey pes etmek için bir sebep ama sonucu yok; devam edip umutlanmak için tek bir neden yok ama sonucu aşikâr. Seçim bizim elimizde ama dayanak yok. Umut var ama mantık izin vermiyor. Hayat zor ve biz tek başımızayız. İster dayan ve devam et ister pes et. Her taraf su, kara görünmüyor. Hiçbir kararın seni oradan çekip çıkarmaz ama biri dibe çekerken diğeri bir ışık arar. Yani; sen ne dersen, o.

Ama hayat bir okyanus değil, belki daha şanslıyız ya da bazıları okyanusu tercih eder. Her iki durumda da tercihlerimiz bizi şimdi olduğumuz duruma getiriyor. Mutsuzsak, mutluysak, neşeli ya da üzgünsek... Kimseler etkili değil, biz, ben merkezli hareketlerimizin sonucunu yaşıyoruz. Yani hak ediyoruz. Şikayet edecek bir şey yok. Ne kadar pişmanlık duysakta, karar vermeden önce ki hayatımızı ne kadar özlesek de geri dönemiyoruz, özür dileyebiliyoruz ama devamı yok. Her şey bitiyor. Her şey tuhaflaşıp kendi hayatımız bize garip geliyor. Velhasılı kelam yine üzülüyoruz.

Sizi bilmiyorum ama ben bu hayatı, hayat diye adlandırmak istiyorum artık. Pişmanlıklarımın verdiği üzüntüyle ilerleyemiyorum, mutluyken mutsuz olma yeteneğimden kurtulmak, mutluyken hep mutlu kalma beceriksizliğiyle yaşamak istiyorum. İnsanoğlu değil mi? Mutluyken mutsuz olacak sebepleri bulur da mutsuzken, mutlu olduğu zamanı özlemekle meşgul olur hep.

Ya biz yaşamayı bilmiyoruz, ya da yaşamak dediğimiz şey çile birikintisi. Ya biz bu bataklıkta çırpınırken batıyoruz ya da zaten batmışız da çıkış yolunu bulamıyoruz. Sesler duyuyoruz ama cevap veremiyoruz. Yaşamak buysa eğer, biz yaşıyoruz. Ama hayat buysa, biz çoktan ölmüşüz.