31 Mayıs 2015 Pazar

Yazmanın Yan Etkisi

Yazmayı sınırlandırabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Benim en güçlü yanım, en açık tarafım, en 'en tarafım yazmaktır diye düşünürdüm hep. 

Üzüntü beynimi köle ettiğinde yazmak, azad ediyordu beynimi. Gözlerim değil de kelimelerim doluyordu, dişlerimi değil de harfleri sıkıyordum. En son noktayı koyduğumda nefes bırakır "Rahatladım ulan" gülümsemesi yerleştirirdim suratıma. Defter kapağını kapattıktan sonra hiçbir şey yokmuş gibi devam edebilirdim. Mutluluk, benim için çocukların ulaşabileceği yerdeydi. Oda sıcaklığında saklama zorunluluğu vardı ama son kullanma tarihi hiç olmadı. 

Yazar, buruşturup atardım ya da sil tuşuna koyardım parmağımı, en başa kadar gelirdi imleç, kaydetmeden çık derdim bazı zamanlar. Bazen de düşünmeden yazar, son satıra özensizce bi' imza atar kapatırdım defteri ya da paylaş der, ortaya atardım yazdıklarımı. Doğrusunu söylemek gerekirse, paylaşmak her zaman daha hoş geldi bana. Öylelikle mutluluk, oda sıcaklığında saklanarak bozulmuyordu. Defter kapağının altında bazen üşüyordu çünkü, kullanamadan atıyordum. 

Ama diyen başlayan cümlelerim var bundan sonra, sebebinden ayrılmış sonuçların verdiği büyük kırgınlıklar.

Yazdım, beğenildi, yazdım ama karşılaştırıldı. 'Bu daha iyi sanki?' dendi. Karşılaştırılırken duygular kenarda kaldı, mutluluk çocukların ulaşabileceği yerdeydi; düştü, dağıldı, bozuldu; soğuktu. 

Yazdım ama anladım; duygular değil, özenle dizilmiş süslü kelimeler önemliydi. 

Üzüldüm ama gerçekti; insanı, gerçeklik değil, kurmaca güzellikler memnun ederdi. 

Ben Mutluluğu yere koyuyorum. Çocuklar zaten mutlu, yetişkinlerin ulaşamayacağı yerde muhafaza etmek gerekiyor. 

Ben paragraflarla sevdim, kelimelerle dövdüler.