Yazmayı sınırlandırabileceğim
hiç aklıma gelmezdi. Benim en güçlü yanım, en açık tarafım, en 'en tarafım
yazmaktır diye düşünürdüm hep.
Üzüntü beynimi köle ettiğinde
yazmak, azad ediyordu beynimi. Gözlerim değil de kelimelerim doluyordu,
dişlerimi değil de harfleri sıkıyordum. En son noktayı koyduğumda nefes bırakır
"Rahatladım ulan" gülümsemesi yerleştirirdim suratıma. Defter kapağını
kapattıktan sonra hiçbir şey yokmuş gibi devam edebilirdim. Mutluluk, benim
için çocukların ulaşabileceği yerdeydi. Oda sıcaklığında saklama zorunluluğu
vardı ama son kullanma tarihi hiç olmadı.
Yazar, buruşturup atardım ya da
sil tuşuna koyardım parmağımı, en başa kadar gelirdi imleç, kaydetmeden çık
derdim bazı zamanlar. Bazen de düşünmeden yazar, son satıra özensizce bi' imza
atar kapatırdım defteri ya da paylaş der, ortaya atardım yazdıklarımı.
Doğrusunu söylemek gerekirse, paylaşmak her zaman daha hoş geldi bana.
Öylelikle mutluluk, oda sıcaklığında saklanarak bozulmuyordu. Defter kapağının
altında bazen üşüyordu çünkü, kullanamadan atıyordum.
Ama diyen başlayan cümlelerim
var bundan sonra, sebebinden ayrılmış sonuçların verdiği büyük kırgınlıklar.
Yazdım, beğenildi, yazdım ama
karşılaştırıldı. 'Bu daha iyi sanki?' dendi. Karşılaştırılırken duygular
kenarda kaldı, mutluluk çocukların ulaşabileceği yerdeydi; düştü, dağıldı,
bozuldu; soğuktu.
Yazdım ama anladım; duygular
değil, özenle dizilmiş süslü kelimeler önemliydi.
Üzüldüm ama gerçekti; insanı,
gerçeklik değil, kurmaca güzellikler memnun ederdi.
Ben Mutluluğu yere koyuyorum.
Çocuklar zaten mutlu, yetişkinlerin ulaşamayacağı yerde muhafaza etmek
gerekiyor.
Ben paragraflarla sevdim, kelimelerle
dövdüler.